4 Ocak 2016 Pazartesi

GÜNÜBİRLİK HAYATLAR

Sevgili Okur

Bir önceki iletimin ilk iki başlığının başka kaynaklardan da ulaşılabilecek fazla ayrıntılı veri içerdiğini düşünerek, bundan sonraki iletilerimde yalnızca kendi yorumumu yazmam gerektiğine karar verdim. Bazı kitaplar için de artı kısa bir özet belki... Gerçi Biz'in konusu ve yazıldığı dönemin siyasi olayları arasındaki bağlantıdan hareketle ayrıntılı yazma gereği duymuştum ama... hataydı, kabul ediyorum. 

Gelelim Günübirlik hayatlara.



ÖZGÜN ADI: Creatures of a Day and Other Tales of Psychotherapy
YAZAR : Irvin D. Yalom
ÇEVİREN : Elif Okan Gezmiş
YAYINEVİ : Pegasus
SAYFA SAYISI : 203

Kitap Yalom'un, uzun yıllardır yaptığı psikoterapi seanslarından derlediği 10 öyküden oluşuyor. Derlediği diyorum çünkü bazen anlatıyı kuvvetlendirmek için kurguya başvurduğunu ve bazen de birkaç hastanın hikayesinden kesimleri tek bir öyküde birleştirdiğinden bahsediyor. Öyküler çoğunlukla ölüm korkusu yaşayan ve bilinçli veya bilinçsizce bunu aşmaya çalışan hastalara ait. (Okurken keşke herkesin yaşlılık veya hastalık sebebiyle ölüm korkusu yaşama şansı olsa diye düşünmedim değil. Terör ve savaşlar bu hürriyetten mahrum bırakıyor insanı...)

Kitap kendini soluksuz okutuyor. Ancak bu soluksuz okuma itiraf etmeliyim ki epey bir sayfa boyunca yalnızca başkalarının hayatını merak etme güdüsünden kaynaklandı. Fakat 82. sayfaya geldiğimde yüzüme genişçe bir gülümseme yayıldı. Çünkü meşhur yazar ve psikoterapist İrvin Yalom diyordu ki;

   "Biz terapistler çalışmalarımızda ince bir ayarı tutturabilmek ve hedefi gözünden vuran bir ampirist olmak için uğraşır dururuz. Hastamızın bağlanma öyküsündeki veya DNA dizilimindeki bozuk kısımları tamir edebilmek isteriz. Oysa çalışmalarımızın gerçekliği bu modele uymaz ... insan düşüncesinin ve davranışının ne kadar karmaşık olduğuna hayret ederken, kendi kendime sessizce ıslık çalıyorum. Şimdi belirsizliğin karşısında titremiyor, her şeyin belirli olduğunu varsaymanın kibirden ibaret olduğunu görebiliyorum."

Karşılaştığımız gündelik sorunları veya daha derinlerde saklı travmalardan kaynaklanan sorunları veya kitapta sıkça üzerinde durulduğu gibi ölüm korkusunu, tabiri caizse hizaya getirip üstesinden gelmek kıymetli bir çaba. Fakat bunu yaparken tıpkı Yalom'un yukarıda değindiği gibi, verileri değerlendirip, önceden tanımlanmış bir hastalık teşhisi koymanın bir proje edasıyla yürütülmesi, insanın o düzensiz, hesaba kitaba gelmeyen duygu ve davranışlarını anlamak için oldukça yüzeysel bir yöntem. Ve durumu çözdüm, olaya hakimim duygusu da Yalom'a göre kibir, bence aynı zamanda çocukça bir kibir. Yalom, kitabın son sözünde insanların bazen kendilerinin bile farkında olmadığı çelişkilerinden bahsediyor. Sorunları çözmeye çalışırken bazen hiç işe yaramayacağını düşündüğü veya farkında bile olmadan söylediklerinin fazlasıyla işe yaradığını anlatıyor. Bu tecrübelerden hepimizin çıkaracağı bir anlam olmalı. Kitabın çok kolay okunuyor olması da cabası ;)